Latince kökenli bir kelime olan probiyotiğin dilimizdeki tam karşılığı “yaşam için” anlamındadır. Probiyotikler yeni bir keşif değildir çünkü insanoğlunun onlarla tanışması, insanlık tarihi kadar eskidir. Mikroorganizmaların varlığı bilinmeden çok çok önce bira, ekmek, şarap, kefir, kımız ve peynir gibi günlük tüketilen fermente ürünler sık olarak beslenme ve tedavi amaçlı kullanılmaktaydı. Fermente gıdaların büyük ihtimalle kendiliğinden oluştuğu yani keşfedildiği düşünülmektedir. Örnek olarak, yoğurt ve sütten elde edilen diğer fermente gıdaları ele aldığımızda; muhtemelen az nemli ve 40 dereceye varabilen sıcak bölgelerde, su ve süt taşımada kullanılması için hayvan derisinden yapılan torbaların içerisinde meydana gelen fermentasyon sonucu olduğuna inanılmaktadır. Binlerce yıl bu ürünleri sağlık, keyif ve tedavi amaçlı kullanan insanlar günümüzdeki teknoloji sayesinde bu faydalı mikroorganizmaları daha konsantre ve daha yüksek miktarlarda elde edebiliyorlar.

Ekosistem içindeki dengeler ve insanoğlunun varlığını sürdürebilme açısından daima ihtiyaç duyduğumuz dost bakteriler ile tanışmamız, gebeliğin son döneminde anne karnında olmaktadır. Doğumda anne florası ve çevresinin florası ile zenginleşerek hayata merhaba diyen insanoğlu, bu dost bakterileri anne sütü desteği ile hızlı bir şekilde kendisi için daha önemli olanları ön planda tutarak arttırır. Bu biliktelik ölüme kadar devam eder ve ölüm sonrasında bu bakteriler bizi toprakla bütünleştirirler.

Probiyotik diye isimlendirdiğimiz bu dost bakterilerin, sağlıklı ve korumalı olarak yaşam süremize verdiği desteğin ötesinde bazı hastalıklarıdan korunmada ve bazılarının tedavisinde destek olma gibi faydaları kanıtlandığı için bugün artık doğal ürünler yanı sıra preparat olarak da bizlerin hizmetine sunulduğu görülmektedir.

Probiyotiklerin faydalı olabilmeleri için reseptöre bağlanmaları ve yaşamlarını idame ettirebilmeleri önemlidir. Yaşamlarını idame ettirebilmeleri de beslenmeleriyle ilintilidir. Prebiyorik dediğimiz sindirilmemiş karbonhidratlar yani lifler ince bağırsak ditali ve kolonda yerleşen bu dost bakterile için bir besin ve enerji kaynağı olmaktadir. Bu nedenle sağlıklı beslenme disiplini içinde menülerimizde mutlak yer alması gereken prebiyorikler, probiyotikler ile bütünleştiğinde sinbiyotik bir etki yaratarak insanoğlunun daha sağlıklı ve kaliteli yaşaması konusunda en büyük dayanağıdır.